Herculaneum papirüsleri yapay zekayla deşifre edildi
Vezüv Yanardağı’nın MS 79 yılındaki patlamasıyla Herculaneum kentinde kömürleşen antik papirüs rulolarından biri, yapay zeka destekli görüntüleme teknikleriyle fiziksel olarak açılmadan okunabilir hale getirildi. Uluslararası bir araştırma projesi kapsamında PHerc. 1667 adı verilen ruloda yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda metin deşifre edildi.
Yüzyıllardır son derece kırılgan yapısı nedeniyle incelenemeyen rulolar, yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi taramaları ve makine öğrenimi modelleri kullanılarak sanal ortamda açılıyor. Napoli’de yapılan son duyuruda, tarihte ilk kez 20 sütundan oluşan kesintisiz bir metin bloğunun tamamen okunabilir duruma getirildiği belirtildi.
Herculaneum papirüsleri neden önemli?
Herculaneum’da bulunan papirüslerin, Julius Caesar’ın kayınpederine ait olduğu tahmin edilen bir villada korunduğu ifade ediliyor. Çamur ve kül katmanlarının altında günümüze ulaşan koleksiyon, klasik antik çağdan kalan tek büyük kütüphane olarak değerlendiriliyor.
Rulolar 18. yüzyılda bir İtalyan çiftçi tarafından keşfedildi. Ancak kömürleşmiş ve son derece hassas hale gelmiş yapıları nedeniyle uzun süre ayrıntılı biçimde incelenemedi. Geçmişte kimyasal ya da mekanik yöntemlerle yapılan açma denemeleri, bazı belgelerin parçalanmasına ve zarar görmesine yol açtı.
Metin nasıl okundu?
Vezüv Projesi olarak bilinen çalışma, bilgisayar bilimcileri, mühendisler ve antik metin uzmanlarının iş birliğiyle yürütülüyor. Araştırmacılar önce papirüs rulolarını yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografiyle tarıyor. Ardından iç içe geçmiş katmanlar dijital ortamda izlenerek sanal biçimde düzleştiriliyor.
Bu aşamadan sonra makine öğrenimi modelleri devreye giriyor. Modeller, çıplak gözle görünmeyen mürekkep izlerini tespit ederek yazıların okunmasına yardımcı oluyor. Böylece rulo fiziksel olarak açılmadan, içindeki satırlar dijital ortamda ortaya çıkarılıyor.
Antik metinde ne yazıyor?
Papyroloji uzmanlarının ilk değerlendirmelerine göre PHerc. 1667 adlı rulo, MÖ 2. veya 3. yüzyıla tarihleniyor. Metnin Stoacı felsefeye dair etik tartışmalar içerdiği belirtiliyor.
İncelenen bölümlerde insanın dürtülerini kontrol etmesi, pratik bilgelik ve kişinin kendi doğasından uzaklaşmaması gibi kavramların işlendiği aktarıldı. Uzmanlar, mühendislik aşamasında önemli bir eşiğin geride bırakıldığını, bundan sonraki süreçte filologlar ve tarihçilerin metinleri yorumlamasına ağırlık verileceğini ifade ediyor.
Bu gelişme, hem antik dünyanın kayıp metinlerinin okunması hem de kırılgan tarihî belgelerin zarar görmeden incelenmesi açısından önemli bir adım olarak görülüyor.